ey kervancı, ey kervan!
leyla’mı nereye götürüyorsun,
leyla, canım ve yüreğim olduğu halde?
ey kervancı,
leyla’mı niçin götürüyorsun,
birbirimize yalnızken verdiğimiz sözlere tanrı şahitken?
ve aşkımızın karar kılmadığı hiçbir yer yokken?
ey kervancı,
leyla’mı nereye götürüyorsun,
ey kervancı,
leyla’mı niçin götürüyorsun,
inancımın tamamı geçici dünyaya dair
aşkın kıvılcımları yaşamın kendisi olmuş
oysa yarin hatırası aşkın bir damlasından bile güzeldir
aşık olmanın ateşi yaşamdan daha özgedir
tanrım kalplerdeki sevgiyi daima o kalplerde bırak,
benim kalbimde bıraktığın gibi
ve
leyla ile mecnun efsane oldular
oysa bizim hikayemiz sonsuzluğa erişti
sen şimdi aşkımın tek göstergesisin
hüznümün, güzümden okunmayan hali
bu hüznün elinden hangi hallerdeyim bilmiyorsun
senden sonra var olmadım ben tanrı biliyor
kalbimin yapraklarını gör ve git
tufan gibi inşa et hüznün dallarını
gül idik, gülleri derip git
ki ben gül ağacıydım
tufanın ayakları dibinde oturan
vücudunun bütün dallarını
tabiatın hışmıyla kır
27 Mart 2010 Cumartesi
ve aşkımızın karar kılmadığı hiçbir yer yokken...
21 Mart 2010 Pazar
13 Şubat 2010 Cumartesi
Acem Kızı
30 Ocak 2010 Cumartesi
Gürcü Müziğine Giriş - Tusuri Satripialo
Müziğin birleştirici rolüyle...
Yaşasın halkların kardeşliği !
ve bu söylevin can bulmuş hali Kardeş Türküler den Vedat Yıldırım ın yorumuyla
Tusuri Satripialo
kırık dökük bir halk ezgisi
BGST albümünde dinledikten sonra karşıma SONBAHAR filminde çıkmıştı. Filmin kahramanı arkadaşıyla kafaları çekerken fonda Gürcü kadınlardan bu şarkı çalmaktaydı. Albümde de iki versiyonu var hepside güzel aslında ezgi güzel olunca hepsi ayrı bir tat gibi geliyor bana...
tu ase turpa ikavi
rad ver gamçnevdi iao
imad rom sikuvarulistvis
guli ar gamiğiao
ahla shva neba ver vnahe
alersit gamağviao
tkbiladats mai kurkura
kalta zed damartziao
...
madem böyle körpe idin neden fark edemedim seni
neden böyle bir sevgiye yüreğimi açmadım
bir yol var mıydı seni sevmekten başka
sen ki şefkatle uyandırdın beni
tatlı dille fısıldadın kollarına aldın beni
...
Gürcü müziğine dair keşfettiklerim devam edicek...
böyle başlamak istedim temeli olması bakımından.
Milan Kundera Kalıntıları

En güzel anlar,
bir rüyanın, o yeni filizlenen başka bir rüyada uyanırken,
hala devam ettiği anlardı.
...
Şimdi birşeyi anlıyordu:
tüm hayatı, terkedilmiş bir telefon kulübesinde
hiçbir yeri arayamacağı bir telefon ahizesi önünde
bekleyişten ibaret olmuştu.
Şimdi önünde bir tek yol vardı:
terkedilmiş kulübeden çıkmak
çarçabuk çıkmak.
...
Fakat onu tehlikeye doğru iten yalnızca suçluluk duygusu değildi.
Yaşamı yarım-yaşam, insanları yarım-adam
haline getiren korkaklıktan nefret ediyordu.
Terazinin bir kefesine yaşamı,
diğerine ölümü koymak istiyordu.
Her davranışının, daha da iyisi, yaşamının,
her günün, her saatinin, her dakikasının
en yüce ölçüt olan ölümle ölçülmesini istiyordu.
Bu yüzden sıranın başında yürümek,
uçurumun üstündeki ipte yürümek,
başının çevresinde mermilerin halesini taşımak
ve böylelikle herkesin gözünde yücelmek ve sonsuz olmak istiyordu,
ölüm gibi sonsuz...
...
Özgürlük
ana babaların reddildiği ya da gömüldüğü yerde değil,
olmadıkları yerde başlar.
Milan Kundera yaşam başka yerde derken aslında bir yerin tasvirinden çok oraya ulaşırken atlatılcak badirelerden bahsediyor kitapta. Hayata bakıldığı zaman aslında hep o ''başka yere'' gitmek istiyoruz. Dolayısıyla, sonsuzluk kavramına ölümün yanına bir de başka yerdeki o yaşamda ekleniyor ya da değişen yaşamların sayısı sonsuza varıyor ölümle birleşince.
23 Ocak 2010 Cumartesi
Göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın
solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana
çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlunun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım, canım benim
üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
bak yeryüzü ne kadar geniş
Dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
Hasretine vur beni
Giyecek çamaşır getirdim sana
adettir diye değil, sevdim diyedir
bağışla, eski biraz
bedenim uygundur diye bedenine
elimle yıkadım, ütüledim
elma ağacında kuruttum
Günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
Bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
Seni ben her yerinden öperim
bunu unutma
kadere inansaydım
sana inanırdım
Düşürmem sigaramın ucundaki külü ben
öyle kırık bakma bana
Caddeler nasıl da genişliyor
sana bunu söyleyecektim
Bileyli bir makas vardı yanımda
sana bunu söyleyecektim
Hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
sana bunu...
Oyy nasıl söyleyebilirim
deliren sevdamızın kısrak huyunu
Elimi tut
tuttururlar, o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
Bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız
sen içerde
Ben dışarda...
Oyyy mahpusluk mahpusluk...
Arkadaş Zekai ÖZGER
22 Ocak 2010 Cuma
bir şenlik hatırası
6 mayıs 2009
bir şiir
YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK
Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden
aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...
Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Adnan YÜCEL
bir duygu
inadına yakmak sönen mumları
inadına yaşamak
inadına çalışmak
inadına sarhoş olmak
inadına sevmek en imkansızı...